7 haziran pazar. gece saatler on biri bile göstermeden küt diye çekip gittin. biz odanın kapısında duruyorduk. üç kız. üç küçük kız. üç yüreği kırık kız. ağlıyorduk. bencilce belki ama senin terkedip gidişine ağlıyorduk.
sen ki yıllarca ne çok kadına sevdirdin kendini kimbilir ve ne çok kadını kırdın. son gününde, son saatlerinde en çok biz görüyorduk, en çok biz istiyorduk geri dönmeni.
seni anlatmak zor bu dünyaya. sen anlatamadın ya 10/10 edebiyatınla; biz nasıl anlatalım.
anlamaz bu kerizler derdin ya hep. kızma ama söyleyeceğim. anlamazlar doğru da senin duyguların, doğruların, önsezilerin de fazlaydı be bu dünyaya. bu evren toplanıp gelse çözemezdi senin kalbinin kırgınlığını. ama sen de inan ya buna biz üç küçük kız uğraştık da buna. kalbinin tamirine. seni çok sevdik be dayıcığım. senin her kızgınlığında biz öldük, dirildik. senin sevginle çoğaldık, büyüdük, devleştik.
chris de burgh çalıyor şimdi senin hatrına. bak rakım yeşil efe. iki de buz içinde. bir de peynir. bak inan yalnız başıma seni düşünüyorum bu odada. bangır bangır revolution çalıyor. kulağımda senin sesin. tam da şarkının da ikinci dakikasının sonlarına doğru aç aç sesini diyorsun. ah diyorum. şu plak takılmasa, çizilmemiş olsa da dayım üzülmese de. karşımda oturuyorsun. elinde sigara. gökyüzünde bir yere takılıp kalmışın. hayali bir kadın var orada. ona dikmişin gözlerini. duruyorsun, derin bir nefes, ve bir nefes daha. sen böyle içimdesin işte şu an. sigaramdan her bir nefes çekişimde sen de daha bir doluyorsun içime. keşke senin insanlığını kabul edebilseydi bu dünya be dayı. ah senin duygularını anlayabilseydi bu kerizler. ah senin nezaket kurallarını bilebilseydi bu eşekten doğma insanoğlu. ah be dayım. keşke biraz daha zaman verseydin bize de az daha tadına varabilseydik senle muhabbetin.
ama diyecek söz yok. sana kızamam. sen kimilerinin bencilce sandığı ve aksine kimseye yük olmak istememekten kaynaklanana aşırı bir nezaketle aramızdan ayrılırken ben hayatımın tam da bu gününde herşeye ağlıyorum. hayatımdaki en büyük aşk, müzik bile tatmin etmiyor beni dayı. sesi sosuna kadar açıyorum ama sen yoksun. chris de burgh koyuyorum, olmuyor. paul anka koyuyorum, olmuyor. hiç bir şey beni mutlu edemiyor dayı.
isyan etmeyeyim diyorum. o en doğrusunu bilir diyorum ama kendimi üzülmekten alıkoyamıyorum be dayı. ne olur tut beni şu an. kollarımdan tutup bir anda sarıl bana dayı. son gününde ellerime sarıldığın gibi sarıl bana dayı. nolur burdayım de yoksa bütün dünya çökecek sanki bir anda. hiçbir nota keyif vermiyor dayı. ne olur yetiş, ne olur tut beni dayı. çok yalnız, çok korunmasız hissediyorum kendimi. müzik de bitecek senle dayı. ne olur tut beni, sarıl bana da devam etsin bu şarkı. ben razıyım senin kızgınlığına da.
gitme dayı.
gitme diyorum da biliyorum artık bencilce. gittin sen. yoksun artık. ve ben sadece senle
kelimeler ve şarkılar üzerinden bir ilişki kuracak, gözlerimi kapatıp senin güzel yüzünü hayal ederek geçireceğim kalan günleri.
kulaklarımda senin sesin. sanki suçmuş gibi ağzından hızla çıkıp giden "zeynep" sesi. sanki karşında bir canavar varmış da benim de hızla karşısına çıkıp onu kovalamam gerekiyormuş gibi panikle, heyecanla, korkuyla ağzından çıkan "zeynep" sesi. ah dayı. bunu bile özledim. ben seni canavarlara karşı korurken büyüdüm. ben senin kızgınlıklarını dinleyip seni yatıştırırken büyüdüm ve sen benim de tam kocaman olduğum günlerde tam da seni kollarımın altına alabilecekken çekip gittin ya bir anda balon söndü, ben bittim. tam zamanıydı be dayı. daha doymadan, daha yapacaklarımızı yapamadan.
aniden ve çaktırmadan çekip gittin ya bana en çok o koydu. yük olmaya çekinir gibi bir an evvel ve acısız sandın. ama görüyorsun ya bombok ve düzenli ağlama seanslarıyla.
ne yaptın be dayı.
ben sensiz nasıl chris de burgh dinleyeceğim be dayı.
ben sensiz nasıl hayal kuracağım be dayı.
ben sensiz nasıl büyüyeceğim söyle bana.
Boxer Dergisi'ne verdiğim görüş.
2 yıl önce
0 yorum:
Yorum Gönder